Pro Margarita 2

14 01 2011

İhtiyaçtan, gayri ihtiyari hayalini kurmak bile yetiyor, kendimden uzaklaşmaya, senin hayalin ve ben, bir kanepe bir battaniye ve bir duvar. Gece boyunca bakabilirim, kuruntulardan uzaklaşarak, bir hayal ile. Bana zarar verip vermemesi hiç umurumda değil. Biraz hareket istersem kıvrılıyorum yamacına, veyahut iki tane kupa hayal ediyorum. İçinde kahve veya şarap. Bazen hayalini kurmama gerek bile, arada bir ilgileniyoruz kupalarımızla, ara sıra sigara içiyoruz. Bazen konuşuyorsun, gözlerinin içine bakıyorum, sen konuşurken, dudaklarının hareketini izliyorum arada, tekrar gözlerine dönüyorum, bir ara gözlerim düşüyor pijamanın desenine, sonra tekrardan gözlerine dönüyorum. Bazen bende konuşuyorum. Konuşasım geliyor, çenem düşüyor, bana soru soruyorsun, cevaplıyorum, bazen ürkek, bazen gülerek, konuşuyoruz, odanın duvarı ve tavanı gibi mimari öğelerini inceliyoruz, bazen dekoratif öğelerine bakıyoruz, sesleri dinliyoruz, eve yeni gelen kedi arada bir gelip bize bakıyor. İsim koyma konusunda ufak bir tartışma yaşıyoruz. Kedi aramıza giriyor ve isim konusunu unutup onunla ilgileniyoruz, sen kediyle ilgilenirken senin yüzünü kaplayan o kocaman gülüşünü görüyorum ve kafama balyoz gibi birşey iniyor, o sırada, yanaklarım kızarıyor, bende ürkekçe tebessüm ediyorum ve ağırlığımı bırakıp kanepenin sırtlığına düşüyorum ve izliyorum seni. İki üç nefes sonra kafam öne, gözümden akan bir yaşıda yanına alarak düşüyor, göz yaşı yüzümde biraz ilerledikten sonra kanapede patlıyor. Görüntü bulanıklaşıyor hayalinle birlikte, burnum tıkanıyor, boğazım düğümleniyor, kayboluyorsun, daha fazla hayal edemiyorum seni, tebessüm etmeye çalıştıkça daha da zorlaşıyor nefes almak, boşalıyor bütün sinirlerim ve titremeye başlıyorum, kapanıyor gözlerim, ve hıçkırıyorum. Kapanıyorum, vücudumu ve gözlerimi kapıyorum ve kasılıyorum, sonrasında karanlıkta biraz nefes alabilir gibi oluyorum ve hayalin tekrar devinimleniyor, battaniyeyi sırtına alıyorsun ve kanatlarınmış gibi açıp sarmalıyorsun, çenemde nefesin, teninin kokusuyla harmanlanıyor ve kolların göğsümde. Kürek kemiklerimde hissettiğim kalp atışların bana can veriyor. Bütün vücudum mutluluktan titriyor, ruhum ve bedenim fazlarını kaybediyor, sonrasında sakinleşiyorum. Gözlerimi açıyorum, bedenin burada değil, gülümsüyorum ve duvara bakıyorum.





Pro Margarita

6 12 2010

Aşkların çürümediği iç dünyam varken, neden kısıyorum ki kendimi bu betondan dünyaya, her şey çekilemez hale gelmedikçe gitmiyorum kendi iç dünyama. Öyle bir hale gelmesine rağmen çoğu zaman, iman gücüm sağolsun, yine kalıyorum ve bakıyorum bu betona, diretiyorum açılmamak için. Ne gibi bir amaçla yapabilirim ki bunu. Aslında beni hayata bağlayan bir tek neden bile yok. Var diyebilirim aslında, ki evet vardır çok büyük hayallerim. Fakat öyle bir haldeyim ki hiç bir etkisi yok büyük hayallerimin. Tek bir motivasyon bile sağlayamadım kendime, uğraşmak için. Mazoşistim biraz çünkü inkar ediyorum seni (beni sadece varlığıyla mutlu edebilecek sen), kendi içimde, korkumdan yüzleşemiyorum ki seninle, aynı zamanda kendimle. Yinede çıkmıyorsun benden. Hep içimdesin, isimlendirilmemiş boyutlarda bile olsa.

 

Yinede kaçabiliyorum, saçma sapan şeylere kafamı yorarak. Ama bu seni kalbimden çıkarmama yetmiyor çünkü kalbim hiçbir şekilde kendini saçma sapan şeylere yordurmuyor. Aklım yorulduğunda yine geliyorsun sen ve darmadağın ediyorsun beni. Ama artık yeter, sana gerçekten borçlu hissediyorum, bazı şeyleri kazanmamı sağladığın için. Hiç umudum olmasa bile layık olmak istiyorum sana. Eğer yaşayacaksam senin için yaşayayım, ben zaten kendimi seneler önce kaybetmişim, varsın uykularım senin için kaçsın, varsın kafam sadece senin için çalışsın, ne yapıyorsam sadece senin için yapayım.

 

Sen bana çocukluğumda kalbimde bulunan, o metal topu geri verdin. Farkında bile değilsin. Muhtemelen abarttığımı düşünüyorsun bu kadar bulanık olaylardan bu kadar anlam çıkarmama. Her sanatçı eserine anlam yüklendiğinde böyle bir tepki verir. Sadece bir kereliğine bende düşündüm ”Acaba abartıyor muyum? Bunlar gerçek mi yoksa sadece böyle mi düşünüyorum?” diye sordum kendime. Hatta daha da ileri gidip ”Acaba sadece motivasyonumu kaybettim diye kendime tutunacak bir dal mı arıyorum?” diye de sordum fakat bu soruyu sormama gerek bile yok. Zira o metal top gerçek ve gerisi tamamen teferruat.

 

Aylardır seni, gözümün ucuyla bile, göremesemde hep bir yerlerdesin, hissederek veya düşünerek veya tamamen kavramsal boyutlarda. Gördüm zaten seni yeterince fakat konuşamadım daha doğrusu sana söylemek istediğim veya düşündüğüm bir çok şey var ve bunların artık bilinçaltımın derinliklerinde kaybolmasını istemiyorum, acıttığından değil, acılar geçici, özelliklede sen bu kadar güzel iken. . .

 

Konu sen olunca hiçbir şansım yok ama. Hiçbir baltaya sap olamadım bu yüzden hiç ümitlenmiyorum. Ama bugünden tezi yok çabalayacağım. Senin için dünyadaki en başarılı erkeklerden biri olacağım. Şu anda küçümsediğim vasatlığa bile ulaşamadım, diplerde sürünüyorum, fakat bu böyle gitmeyecek.

 

Bundan böyle hiçbir yere geç kalmayacağım, seninle buluşacağımı düşünerek. Sen hep hayatımı izliyormuşsun gibi davranacağım. Yazı yazarken sen okuyacakmışsın gibi yazacağım, imla kurallarına dikkat ederek, müzik yaparken veyahut enstrüman çalarken tam karşımdaymışsın ve beni dinliyormuşsun gibi çalacağım. Gözlerin yanmasın diye odamda çok sigara içmeyeceğim, havalandıracağım odayı. Sabah uyandığımda koşup yüzümü yıkacağım çapaklarımı görme diye. Her ne yaparsam hepsini elimden geldiğince en iyi şekilde yapacağım. Yolculuklarda hiç yalnız hissetme gafletine düşmeyeceğim, en güzel tarafı, çünkü sen hep etrafta bir yerlerde olacaksın.

 

Uzaksın veya yakınsın dert değil. Özünle ve varlığınla iliklerime kadar işledin zaten.

 








Follow

Get every new post delivered to your Inbox.